92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , isim , isim , Her şeyi bedavadan sağlamaya çalışan kimse, beleşçi, abacı, lüpçü
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Bedava olarak, cabadan, bedava, bedavasına, bedavaya
1. Bedavadan konduklarını elinden aldıkları zaman niçin kendini kayıpta görüyorsun?
1. Bedavadan konduklarını elinden aldıkları zaman niçin kendini kayıpta görüyorsun?
Telaffuz : beda:vadan
darülbedayi
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Estetik yönü ağır basan güzellikler
Lisan : Arapça bedāyiʿ
Telaffuz : beda:yi:
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Mutsuz, bahtsız, talihsiz
1. Kocasının akşamcılığından manen ve maddeten bedbahttı.
1. Kocasının akşamcılığından manen ve maddeten bedbahttı.
Lisan : Farsça bed + baḫt
1. üzmek
1. Çoğu zaman ben, kendimi mesut edeyim derken başka birini bedbaht ediyorum.
1. Çoğu zaman ben, kendimi mesut edeyim derken başka birini bedbaht ediyorum.
1. üzülmek
1. Bunları yener, bahtiyar yahut bunlara yenilir, bedbaht olurlar.
1. Bunları yener, bahtiyar yahut bunlara yenilir, bedbaht olurlar.
1. isim , isim , isim , isim , Mutsuzluk, bahtsızlık
1. Arkasındaki bütün ömrünün bedbahtlığı suratına doluştu.
1. Arkasındaki bütün ömrünün bedbahtlığı suratına doluştu.
1. sıfat , sıfat , felsefe , felsefe , sıfat , sıfat , felsefe , felsefe , Kötümser
1. Onu tanımasaydım insanlık hakkında bedbin bir fikir taşıyarak hayattan geçecektim.
1. Onu tanımasaydım insanlık hakkında bedbin bir fikir taşıyarak hayattan geçecektim.
Lisan : Farsça bed-bīn
1. üzülmek, karamsar olmak, ümitsizliğe düşmek
1. Annemin İstanbul'a indiği günler bedbin oluyordum.
1. Annemin İstanbul'a indiği günler bedbin oluyordum.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Kötümserleşmek, kötümser olmak, karamsar olmak
1. isim , isim , felsefe , felsefe , isim , isim , felsefe , felsefe , Kötümserlik
1. Bu meyusiyet ve bedbinlik gecesini muhteşem bir sabah takip edecekmiş!
1. Bu meyusiyet ve bedbinlik gecesini muhteşem bir sabah takip edecekmiş!
1. isim , isim , isim , isim , Birinin kötü duruma düşmesini gönülden isteme, ilenme, ilenç, kargış
Lisan : Farsça bed + Arapça duʿā
Telaffuz : beddua:
1. ilenmek, intizar etmek
1. Şaban da elinde olmaksızın çocuktan söz ederken kendi karısına beddua ediyordu.
1. Şaban da elinde olmaksızın çocuktan söz ederken kendi karısına beddua ediyordu.
1. ilencin tutması yüzünden birinin işi sürekli ters gitmek
Ön Takı : (birine)